Sigorta Şirketi İbranamelerinin Geçersizliği, İptali Davası, İki Yıl Hak Düşürücü Süre

1- İbraname Nedir?

İbra sözleşmeleri 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda (TBK) açıkça düzenlenmiş olup, bu Kanun’un “İbra” başlıklı 132. maddesinde borcu doğuran işlem kanunen veya taraflarca belli bir şekle bağlı tutulmuş olsa bile borcun, tarafların şekle bağlı olmaksızın yapacakları ibra sözleşmesiyle tamamen veya kısmen ortadan kaldırılabileceği belirtilmiştir. İbra, alacak ve borcu doğrudan doğruya ve kesin olarak ortadan kaldırır.

2- Tazminat Miktarlarına İlişkin İbranamelerin Geçersizliği İstenebilir

Karayolları Trafik Kanunu’nun 111/2 maddesi ibra ile ilgili özel bir düzenlemeye yer vermiştir.

“Tazminat miktarlarına ilişkin olup da yetersiz veya fahiş olduğu açıkça belli olan anlaşmaların veya uzlaşmaların yapıldıkları tarihten itibaren iki yıl içinde iptal edilebilir.”

3- Sigorta Şirketlerinin İbranamelerinin Geçersizliği Davası

İbranamenin geçersizliği ileri sürülmesi için ayrı bir dava açılmasına gerek bulunmamaktadır. Yargıtay uygulamaları da öyle göstermektedir ki ibranamenin imzalandığı tarihten itibaren iki yıl içerisinde dava açılması, ibranamenin kabul edilmediği iradesinin ortaya konması anlamına gelir. Normal seyrinde açılacak davada (değer kaybı tazminatı, destekten yoksun kalma tazminatı gibi) ibranamenin geçersizliğinin ileri sürülmesine bile gerek bulunmamaktadır.

4- İbranamenin Geçersizliği İçin İrade Sakatlığının İspatına Gerek Yoktur

Türk Borçlar Kanunu uyarınca düzenlenen ibranamelerin iptalinden farklı olarak, Karayolları Trafik Kanunu uyarınca düzenlenen ibranamelerin iptali için irade sakatlığının ispatı gerekmez. Nitekim Kanun’da yapılan özel düzenleme ile sadece iki şart aranmıştır. Ödemenin “yetersiz” veya “aşırı” olması, yetersizliğin veya aşırılığın “açıkça belli olması” gerekir. Bu şartların varlığı halinde ibraname kendiliğinden geçersiz sayılacaktır.

5- İbranamenin Geçersizliğinin İleri Sürülmesi İddiayı Genişletme Kapsamında Değildir

Aşağıda detayları ile paylaşılan güncel Hukuk Genel Kurulu kararında da belirtildiği üzere, davacı tarafın dava dilekçesinde ibranameden söz etmemesi, ibranamenin geçersizliğini ileri sürmemesi hallerinde ileriki aşamalarda ibranamenin geçersizliğini iddiası etmesi mümkün olup, iddianın genişletilmesi yasağı kapsamında değerlendirilemez.

6- İki Yıllık Süre Geçmişse Genel Sebeplerle İbranamenin İptali Önsorun Olarak İleri Sürülebilir

KTK 111 hükmünde düzenlenen özel sürenin ( iki yıllık sürenin ) geçmiş olması halinde, bu süre hak düşürücü süre olduğunda, ibranamenin iptalinin talep edilemeyeceği ileri sürülmekte ise de biz bu görüşe iştirak etmiyoruz. Zamanaşımı süresi içerisinde kalmak şartı ile, bakiye destekten yoksun kalma veya bakiye diğer trafik kazası tazminatları yönünden açılacak davada, ibranamenin iptali talebi ileri sürülerek, bu önsorunun çözümlenmesi istenebilir. Burada irade sakatlığının ispatı ile diğer ibranamenin iptali nedenleri ileri sürülüp ispat edilirse, ibranamenin iptaline karar verilmesi mümkün olmalıdır. 

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 04.02.2020 tarihli, 2018/24 E.  ,  2020/78 K. Sayılı kararı

UYUŞMAZLIK

Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; sigorta şirketince ödenen destekten yoksun kalma tazminatının yetersiz olduğu iddiasıyla açılan eldeki dava dosyasında mahkemece 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun (KTK) 111. maddesi uyarınca gerekli araştırma ve inceleme yapılıp yapılmadığı noktasında toplanmaktadır.

III. GEREKÇE

Dava, trafik kazasından kaynaklanan bakiye destekten yoksun kalma tazminatının tahsili istemine ilişkindir.

Davacı taraf, yapılan ödemenin yetersiz olduğunu, bakiye destekten yoksun kalma zararının bulunduğunu belirtmiş, davalı taraf ise kaza sonrasında davacı tarafa ödeme yapılarak ibraname alındığını savunmuştur. Belirtmek gerekir ki; 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu’nda (BK) borcu sona erdiren sebepler arasında sayılmasa da ibra hukukumuzda borcu sona erdiren sebepler arasında kabul edilmekte ve geçerli bir ibranın varlığı hâlinde aynı ilişkiye dayalı olarak aynı kapsamda bir hak talebi mümkün olmamaktadır. İbra, alacak ve borcu doğrudan doğruya ve kesin olarak ortadan kaldırır.

2918 sayılı KTK’nın 111. maddesinde de ibra ile ilgili bir düzenlemeye yer verilmiş olup, tazminat miktarlarına ilişkin olup da yetersiz veya fahiş olduğu açıkça belli olan anlaşmaların veya uzlaşmaların yapıldıkları tarihten itibaren iki yıl içinde iptal edilebileceği belirtilmiştir. Kanun’un bu hükmünden yararlanmak için ayrı bir iptal davası açılmasına ya da ibra belgesinin iptalinin açıkça ve ayrıca istenmesine gerek olmayıp, dava sırasında bu husus ileri sürülebileceği gibi, yapıldığı tarihten itibaren iki yıl içinde hükümlerinin kabul edilmediğine ilişkin bir irade açıklamasının bulunması da yeterlidir. Zira anlaşmanın yapıldığı günden başlayarak belirtilen süre içinde bir davanın açılmış olması da, davacının bu anlaşma ile bağlı kalmak istemediğini göstermektedir. Yine; dava sırasında ortaya çıkan aşırı ölçüsüzlük karşısında, davacının yetersiz anlaşmanın iptalini istemesi, iddianın genişletilmesi olarak nitelenemez ve davalının onamına bağlanamaz. Çünkü davacı, yetersiz anlaşmaya karşı (defi yoluyla) geçersizlik savında bulunmaktadır. Davalı yalnızca, anlaşma gününden başlayarak iki yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği uyarısında bulunabilir. Yine, 2918 sayılı KTK'nın 111/2. maddesine dayanarak anlaşmanın iptali isteminde bulunan kişinin, bir miktar ödeme karşılığı verdiği belgenin türü önemli değildir. Burada uygulanacak olan özel yasa (KTK. 111/2) hükmüdür. 2918 sayılı KTK’nın 111/2. maddesine dayanılarak anlaşma ve uzlaşmaların (sulhname, ibraname, feragatnamelerin) iptali için, ödenen tazminatın "yetersiz" veya "aşırı" olduğunun "açıkça belli olması" yeterli olup, ayrıca 818 sayılı BK’nın 21. maddesi ile 23, 28, 29 vd. maddelerinde ve 6098 sayılı TBK'nın 28 ile 30, 36, 37. maddelerindeki yanılma, yanıltma, aldatma, korkutma, bilgisizlik, deneyimsizlik, parasal yönden darda ve sıkıntıda olmak gibi iradeyi sakatlayan durumlara sığınılmasına ve bunların kanıtlanmaya çalışılmasına gerek yoktur. Kanun hükmünde, iptal nedeni olarak nesnel (objektif) bir ölçü kabul edilmiş; zarar gören yönünden yetersizliğin (eksik ödemenin) ve zarar sorumlusu yönünden aşırılığın (fazla ödemenin) "açıkça belli olması" yeterli görülmüştür (Çelik, A.Ç.: Ölüm Nedeniyle Destekten Yoksunluk, Ankara, 2016, s. 345 vd).

Gerçek anlamda ibranameden söz edebilmek için tazmin edilecek miktar ile buna karşılık alınan meblağ arasında açık oransızlığın bulunmaması koşuldur. Başka bir anlatımla, açık oransızlığın bulunduğu durumlarda anılan belge ibraname değil, ancak makbuz niteliğindedir. Yeri gelmişken açık oransızlık (açık nispetsizlik - fahiş fark) kavramını da açıklamak gerekmektedir. Açık oransızlık, karşılıklı edimler arasında “göze çarpan aşırı bir fark” anlamına gelir. Normal bir kimsenin hayat, bilgi ve görgüsüne göre, edimler arasında olağanüstü ve aşırı bir farkın bulunması durumunda açık oransızlığın oluştuğu kabul edilir. Bu ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 12.02.2019 tarihli ve 2015/21-1323 E., 2019/128 K. sayılı kararında da kapsamlı bir şekilde açıklanmıştır.

Yapılan ödemenin yetersiz olup olmadığının değerlendirilmesi de Özel Daire bozma kararında açıkça belirtildiği gibi, ödeme tarihindeki (ibraname tarihi) veriler nazara alınarak yapılmalıdır. Yukarıdaki açıklamalar da dikkate alınarak yapılacak hesaplama sonucu bulunacak tutar ile ödeme miktarının karşılaştırılması, ödemenin yeterli bulunması durumunda da ibra nedeni ile davanın reddine karar verilmesi, ibranamenin 2918 sayılı KTK’nın 111. maddesi uyarınca yetersiz olduğunun, borcu sona erdirmeyip makbuz hükmünde olduğunun anlaşılması durumunda ise bakiye tazminatın tutarının karar tarihine yakın bir tarihteki verilere göre saptanması, zarar ve yararın denkleştirilmesi ilkesi gereğince davalı tarafından yapılan ödemeye hesaplama yapıldığı tarihe kadar geçen süre için yasal faiz uygulanarak, hesaplanan tutardan mahsup edilmesi gerekmektedir. Yerel mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda davalı sigorta şirketince yapılan ödemenin yetersiz olup olmadığının denetime ve hüküm kurmaya olanak sağlayacak şekilde belirlenmesi amacıyla ilk önce ödeme tarihindeki verilere göre bir hesaplama yapılması gerekirken, bu şekilde bir inceleme yapılmaksızın ödenen tutarın faizi ile mahsubu sonucunda bulunan tazminat miktarına hükmedilmiştir.

Hâl böyle olunca; Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uymak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

Kadir Uyanık

Av. Kadir Uyanık

Yazar, İzmir Barosu'na kayıtlı Avukat olup, aynı zamanda Ticaret Hukuku alanında yüksek lisans eğitimi görmektedir. Çalışmalarını Ticaret Hukuku ve Şirketler Hukuku alanında yoğunlaştırmıştır.